afranur
Sivil
Çevrimdýþý
Mesaj Sayýsý: 29
|
 |
« : 15 Mart 2009, 14 :54:02 » |
|
Hz. Hatice: Mesajýn ve Risaletin Ýlk Tanýðý
Ýslâm tarihi, Hz. Muhammed (s)'in Yüce Allah tarafýndan elçi olarak seçilmesi ve vahiy almasýyla baþlar. Tarihe ve topluma, iletilen bir bildirimle gerçekleþen bu müdahale ve mücadelede, 40 yaþýndaki elçinin yaný baþýnda onurlu ve vakarlý bir kadýn yer almýþtýr.
Hz. Muhammed'in Hira yolundaki azýðýný o hazýrlamýþ, evdeki dinginlik ve güzelliði o besleyip büyütmüþ, onun titreyen ellerini ilk önce o tutmuþ, onun üstünü o örtmüþ, onu uyandýrýp donatarak davete o yollamýþ, onun yediði tekme tokatlarý ve küfürleri o savuþturmuþ, onun yaralarýný aðlayarak ilk önce o sarmýþ, onunla birlikte Kâbe'ye ilk kez o yürümüþ, onun mesajýný kadýnlara ve karþýlaþtýklarýna ilk kez o ulaþtýrmýþ, onun gözyaþlarýna o eþlik etmiþ, onun dualarýna ilk kez ellerini o kaldýrmýþ, onun çaðrýsýna yönelen köleleri, mahrum ve müstezaflarý ilk kez o doyurmuþ, Mekke'nin en zengin kadýnýyken bütün varlýðýný harcayarak onunla birlikte karnýna taþlarý ilk kez o baðlamýþ, bir yetim olarak baþkalarýnýn evinde büyüyen bir adamýn içindeki yaralarý ilk kez o görüp dinlemiþ, tevhid mektebinde tertemiz bir çocuk olarak büyüyen Ali'ye ilk kez o kol kanat germiþ, zorba müþriklere onurlu ve baþý dik bir þekilde haykýran ilk kadýn o olmuþ, dahasý âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin ilk yâraný, yoldaþý ve baðlýsý o olmuþtur.
Ýkinci bir Hira'dýr Hz. Hatice. Mektebin hazýrlayýcýsý, kurucusu ve ayný zamanda ilk haným öðretmenidir.
Bir peygamber eþi olmasýnýn yanýnda, bir kadýn ve Müslüman olarak da deðerli ve örnekliði sürdürülebilir vasýflara sahiptir. Ýyi yetiþmiþ, akýllý, dünyayý tarazlayan bakýþlara sahip, kendi hayatýný biçimlendirip anlamlandýrabilen biridir. Kararlý, onurlu ve kurucu bir özne olmayý; hak edilmiþ bir bilinç ve sezgiyle gerçekleþtirebilen ideal bir kadýn, örnek bir kiþiliktir.
Kirli ve yozlaþmýþ Mekke ortamýnda kendisi olmayý baþarmýþtýr. Ticaretle uðraþmýþ, kimseye yük olmamýþtýr. Dikkatli, donanýmlý ve özgüven sahibidir. Kendisiyle evlenmek için can atan onca kibirli adamý reddetmesinin yaný sýra, izleyip güvendiði ve zamanla hayranlýk ve sevgi duyduðu bir insana, itirazlara raðmen evlenme teklifini o götürmüþtür. Ki tarih; o yetim, yoksul ve mahzun adamýn çölün ortasýndaki küçük bir evde büyüyüp çoðalan çýðlýk ve çaðrýsýnda, ona eþlik eden o güzel ve temiz simayý hâlâ örnek göstermekte ve adýný saygýyla anmaktadýr.
KISA BÝYOGRAFÝSÝ
556 yýlýnda Mekke'de doðduðu kabul edilmektedir. Birçok kaynakta, Kureyþ eþrafýndan biri olarak kabul edilen babasý Huveylid'in, Ficar savaþýndan önce öldüðü rivayet edilmektedir. Annesi, Fâtýma bint Zâide'dir.
Hz. Hatice, üstün iffetinden dolayý, Müslüman olmadan evvel "Tâhire" lakabýyla anýlmýþ, "Kübrâ" sýfatý ise Rasulullah'ýn en büyük hanýmý olmasý nedeniyle sonraki dönemlerde kullanýlmýþtýr.
Hatice evlilik çaðýna gelince, amcasýnýn oðlu Varaka b. Nevfel ile evlendirilmek istenmiþ; fakat bu gerçekleþmemiþtir. Hz. Muhammed (s) ile evlenmeden önce iki evlilik yapmýþtýr. Ýlk olarak Ebu Hâle Hind b. Zürâre et-Temimî ile evlenmiþ; bu evlilikten Hz. Peygamber (s)'in þemailine dair rivayetiyle tanýnan ve onun terbiyesinde yetiþen Hind adlý oðlu ve bir de kýzý olmuþtur. Daha sonra Atik b. Âbid el-Mahzumî ile evlenmiþtir. Ýkinci kocasýnýn ölümü üzerine, Kureyþ'in ileri gelenlerinden bazýlarý, Mekke'nin en soylu, en zengin ve en güzel kadýnlarýndan biri olan Hatice ile evlenmek istemiþ; ancak o bunlarýn hepsini geri çevirmiþtir.
Hatice, güvendiði kimselerle ortaklaþa ticaret yaparak hayatýný sürdürmüþtür. Bu esnada, tanýdýklarýnýn önerisi üzerine, çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak tanýnan Hz. Muhammed ile bir ortaklýk anlaþmasý yapmýþ ve kölesi Meysere'yi de hizmetine vererek Þam'a gitmesini istemiþtir. Dönüþte, Abdullah oðlu Muhammed'in, hem baþarýlý bir tacir hem de dürüst ve doðru sözlü bir insan olduðuna karar vermiþtir. Bu konuda kendi gözlemleri ve yorumlarýyla yetinmeyen Hatice, kölesi Meysere'den de bu yeni ortaðýnýn ahlâký ve davranýþlarý hakkýnda ayrýntýlý bilgi edinmiþtir. Gözlemleri, izlenimleri ve soruþturmalarý sonucunda, bu genç ve dürüst adama karþý hem bir hayranlýk hem de içten içe bir sevgi duymaya baþlayan Hatice; bir süre sonra ona evlenme teklif etmiþ ve teklifinin kabul edilmesiyle büyük bir mutluluk duymuþtur.
Ýleride, Allah'ýn insanlar arasýndan seçtiði son elçi sýfatýyla tarihin akýþýný deðiþtirecek olan yirmi beþ yaþýndaki Muhammed, aldýðý bu teklifi amcalarýna götürmüþ ve onlarýn görüþünü de almak istemiþtir. Ebu Talib ve kardeþleri bir toplantý yaparak evliliði uygun görmüþ, 400 veya 500 dirhem (bazý kaynaklarda ise yirmi diþi deve) vererek, Hatice'nin amcasý Amr b. Esed'in de katýlýmý ve tanýklýðýyla, evliliðin gerçekleþmesine yardýmcý olmuþlardýr. Kimi kaynaklarda, Hatice'nin babasý Huveylid'in bu evliliðe razý olmadýðý, kýzýnýn Ebu Talib'in "çulsuz yetim"iyle evlenmesinin kendilerini küçük düþüreceðini söylediði; bu nedenle merasimden önce içki içirilerek sarhoþ edildiði, daha sonra da Hatice tarafýndan ikna edildiði rivayetleri de yer almaktadýr.
Bu evlilik sýrasýnda Hatice'nin kýrk yaþýnda olduðu genelgeçer bir kabul haline gelmiþ durumdadýr. Fakat onun bu sýrada otuz yedi hatta yirmi sekiz yaþýnda olduðunu ileri süren rivayetler de vardýr ve bunlar Ýbn Sad'ýn Tabakat'ýnda zikredilmektedir. Bu rivayetler yabana atýlmamalýdýr; zira hepsi de Ýslamiyet'ten önce olmak üzere Hatice'nin bu evlilikten yedi çocuk sahibi oluþu gerçeðiyle daha çok baðdaþtýklarý görülmektedir.
Hz. Muhammed ile Hatice'nin ilk çocuklarý olan Kasým iki yaþýnda ölmüþtür. Rasulullah, Ebu'l Kasým künyesini onun adýndan almýþtýr. En büyük çocuklarýnýn Zeynep olduðunu söyleyenler de vardýr. Daha sonra Rukýyye, Ümmü Külsûm ve ileride Hz. Ali ile evlenecek olan Fâtýma doðmuþtur. Çocuklarýndan Tayyib (Abdullah) ile Tâhir, nübüvvetten önce vefat etmiþtir. Belazurî, Ýbn Abdülber, Mizzî gibi bazý kaynaklarda Abdullah, Tâhir ve Tayyib'in ayný çocuk olduðu, Ýslâmiyet'ten sonra doðduðu için bu çocuðun Tayyib ve Tâhir lakabýyla anýldýðý kaydedilmektedir.
ÝLK EÞ, ÝLK MÜSLÜMAN, ÝLK YOLDAÞ
Hatice'nin destek ve güveni, sahip olduðu itibar ve ekonomik güç, Hz. Muhammed'in hayatýnda dünyevi bir sükûnete ve manevi bir arayýþa olanak saðlamýþtýr. Risaletten önce Hz. Muhammed'in Mekke'den uzakta, özellikle Hira'da tefekkür ve ibadet ettiði günlerde Hatice onunla hep meþgul olmuþ, eve dönmesi geciktiði zamanlarda hizmetkârlarý aracýlýðýyla ona ulaþmýþtýr. Onun, Hz. Muhammed'in hayatýndaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiði zaman kendisine herkesten önce inanmasý ve onu bütün varlýðýyla eþini desteklemesidir.
Kaynaklarda, Hz. Muhammed'in Hira maðarasýnda Cebrail'le karþýlaþmasý ve vahiy almasýyla ilgili aktarýmlar farklý rivayetlerle iþlense de hemen hemen tamamýnda Rasulullah'ýn Hatice'ye yönelmesi ve þaþkýnlýðýný hatta korkusunu onunla paylaþmasý benzer ifadelerle dile getirilmektedir. Hz. Hatice onu sakinleþtirmeye çalýþmýþ, güvenini ve inancýný dile getirmiþ, örnek alýnacak bir eþ ve yoldaþ olgunluðuyla hareket etmiþtir. Buhari ve Müslim baþta olmak üzere birçok kaynakta geçen þu sözler, Hz. Hatice'nin eminliðini ve yüceliðini gösterdiði kadar Hz. Muhammed'in örnek kiþiliðinin ve günlük hayat pratiðinin önemli ipuçlarýný da barýndýrmaktadýr:
"Yemin ederim ki Allah seni hiçbir zaman utandýrýp üzmez. Çünkü sen akrabaný gözetirsin. Doðru konuþursun. Ýþini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsýn. Yoksullarý kayýrýrsýn. Misafirleri aðýrlarsýn. Haksýzlýða uðrayan kimselere yardým edersin."
Ýnsanlarýn Rasulullah'a vahyin mahiyetini ve ilk günlerde yaþadýklarýný sormasý muhtemeldir ve Kur'an'da da bu konuyla ilgili çok sayýda iþaret söz konusudur. Yine muhtemeldir ki Allah'ýn þerefli elçisi, ilk günlerde evde konuþulup yaþananlarý da arkadaþlarýyla paylaþmýþ ve Hz. Hatice'nin güzel ve huzur veren söz ve davranýþlarýndan da söz etmiþtir. Zamanla kimi deðiþmelere uðrama ihtimali olsa da Hz. Hatice'nin tavrý ve özlü sözleri çaðlarüstü güzelliklerle doludur. "Güzel bir ahlâk" üzere olan Rasulullah'ý betimleyen bu sözler, sýradan bir siyer bilgisi olmasýnýn ötesinde, ilk ve en büyük davetçinin yol azýðýný nelerin oluþturduðunu göstermesi açýsýndan daima önemsenmeli ve güncelleþtirilmelidir.
Buhari'nin Sahih'inde, Hatice'nin daha sonraki etkinliði hakkýnda da rivayetler yer almaktadýr: Evdeki ilk teskin çabalarýndan sonra Hz. Peygamber (s)'i alýp amcasýnýn oðlu Varaka b. Nevfel'e götürmüþtür. Ýbranice bilen, Tevrat ve Ýncil'i okuyabilen, daha önceleri Hýristiyanlýðý kabul etmiþ olan bu âlim, Rasulullah'ý dinledikten sonra, ona görünen meleðin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduðunu söylemiþtir.
Hz. Hatice, "Senin Allah'ýn resulü olduðuna þehadet ederim." diyerek Müslümanlýðý kabul etmiþtir. Yeryüzünde sadece üç Müslümanýn bulunduðu Ýslamiyet'in ilk günlerinde, Rasulullah ve Hz. Ali ile birlikte bazen Kâbe civarýnda, bazen de evinde ibadet etmiþtir.
Rasulullah'ýn ilk eþi ve Ýslâm'ýn ilk inananý olan Hz. Hatice, müþriklerin zulüm ve zorbalýklarý karþýsýnda Hz. Muhammed (s)'i hiç yalnýz býrakmamýþtýr. Sýkýntýlara onunla birlikte göðüs germiþ, onunla birlikte sevinmiþ, onun gözyaþlarýna eþlik etmiþ, onunla birlikte davette bulunmuþtur. Mekkeli müþriklerin Müslümanlara boykot uygulayýp kuþattýklarý sürede de Hz. Peygamber (s) ile birlikte üç yýl boyunca muhasaraya göðüs germiþtir. Servetini onun davasý uðrunda harcamaktan da asla geri durmamýþtýr.
Hz. Hatice, kimi zaman hayatýn getirdiði sýkýntýlarla, kimi zaman da Ýslam düþmanlarýnýn eziyetleriyle karþýlaþan fakat daima örneklik ve mutlulukla pekiþen yaklaþýk yirmi beþ yýllýk bir evlilik hayatýndan sonra, hicretten üç yýl önce vefat etmiþtir. Hz. Peygamber (s), onun vefatýndan üç gün önce amcasý Ebu Talib'i de kaybettiði için iki büyük destekçisini yitirmiþtir. Amcasýndan sonra eþini de kaybeden Hz. Muhammed (s)'in çok üzüldüðü, günlerce aðladýðý ve bu yýla "hüzün yýlý" dendiði, birçok kaynakta geçmektedir.
Siyer ve tarih müellifleri; Hz. Peygamber (s)'in, kendisinden sonra baþka hanýmlarla evlendiði halde Hz. Hatice'yi hiçbir zaman unutmadýðýný, ilk eþinin fedakârlýðýný ve dostluðunu her fýrsatta dile getirdiðini aktarmaktadýrlar. Hatta bizzat Hz. Âiþe'nin kendi aðzýndan, onun Hz. Hatice'yi kýskandýðýný, bu vefa duygusunu ve sevgiyi hazmedemediðini aktaran rivayetler bulunmaktadýr. Hz. Hatice'nin aleyhinde konuþulmasýndan rahatsýz olan Rasulullah, Hz. Âiþe'nin kendisini ondan hayýrlý görmesini tasvip etmemiþ, davasýna kimsenin inanmadýðý günlerde onun yaný baþýnda olduðunu, halkýn kendisini yalanladýðý sýrada onun tasdik ettiðini, hiç kimsenin kendisine bir þey vermediði bir dönemde onun Ýslâm davasýný bütün varlýðýyla desteklediðini, üstelik diðer eþlerinden çocuðu olmadýðý halde Allah'ýn kendisine ondan çocuk verdiðini söylemiþtir. Onun, ümmetin en hayýrlýlarýndan olduðunu dile getiren Rasulullah, o hayatta iken bir baþka kadýnla evlenmemiþtir.
Hz. Hatice, hangi mezhep ve meþrebe baðlý olursa olsun bütün Müslümanlar tarafýndan sevilip sayýlmýþ, Arap olan ve olmayan Ýslam toplumlarýnda Hatice adý kýz çocuklarý için yaygýn bir isim haline gelmiþtir .
ALÝ DEÐÝRMENCÝ[/b]
|